Soluğum...
boğazını saran demir halka mı sanırsın, ellerini gevşet bak nasıl nefes alırsın... Ben
Sızlayan kafamdan dökülenler...
Bir süredir devam eden ve hafiflese de hiç kesilmeyen baş ağrılarım geçmişin sayfalarında dolanmaya itti beni (bir adet 30 yıllık migrene sahibim, 30 yıl dediğime bakmayın hani kendimi bildim bileli vardır o bakımdan dedim). Çok mızmız, nazlı bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdim (e hep ağrıyan başım bir yanımda hiç kapanmayan kocaman yaram vardı, arada sırada kabuk tutan, canım sıkıldıkça kabuğu yerinden söküp atan ve kanatan ben
Neydi derdim hiç bilmiyorum, daha fazla mı ilgi beklerdim her yanımı kuşatmış sevgi çemberinin içinde, nankör müydüm, ama çocuktum ne bilirdim nankörlüğü, henüz öğrenilmemiş duyguları yaşamak bana has bir şey miydi? Ve hiç ama hiç sonu gelmeyen cevapsız sorularımla kendimi bıktıran ben
Neden gölgem yamuk Neden dizlerim, ellerim hep yerlerde Neden geride kalan hep ben oluyorum Neden şuradaki duvara tırmanamıyorum Neden zıplayamıyorum Neden her gece yastığımı ıslatan bu gözyaşlarım
Sonra büyümeye başladım evet belki çok hızlı büyüyen çocuklardan değildim, bir yanım hep çocuk, bir yanım hep mızmız
Büyüdüm ve canım yandı, Büyüdüm, eskiden parmağıma batan diken dakikalarca ağlatırken beni (e tabi başımın ağrısıda) Kemiklerime saplanan çelik çubuklara bir damla akıtamadım Neden? Bu muydu büyümek??? Büyümek güçlü olmak, güçlüymüş gibi görünmek mi demek.. Yapma ama, konuşma böyle yakışıyor mu sana Güçlüsün sen, bize güç verensin Evet öyleyim, zaten beceriksizce elime yüzüme bulaştırıyorum nicedir hüznümü
Mutluyum dostlarım çokkk mutluyum (başımın sızısına rağmen) Ger-çek-tennnnnnnnnn (çokkkkkkkkk aşığım duysun cümle alem) Seviyorum diyebilmenin huzurunu yaşıyorum Sevilmenin sıcaklığını, hani o buz tutan yüreğim vardı ya nicedir, işte o yok artık Yüreğim hala bende, yine benim yüreğim o Ama şey
Arada bir hüzünlenebilmeliyim, severim ben hüzünlerimi kimseler dertlenmesin benden yana
(işteee bunca şeyi yazmamın nedeni ortaya çıktı, hüznüme izin istiyorum yüreğimdekilerden) Duyar gibiyim seslerini.. Verdik gittiii !!!! Güçlüyüm ben büyüdüm Kosssskocaman bi kız oldum Başımın ağrısı mı? O gitmedi 26,09,06 Çiğdem Yüksel
), 
Diye mi
Nereye gitti BENliğim
Son zamanlarda kendime karşı sürekli acımasızca davranır oldum, ne oluyor bana neden yapıyorum bunu hani kendime verdiğim değeri hiç yitirmeyecektim, yeter artık çok sıkıldım!!!! hani beni bana değerli kılanlar olacaktı yaşamımda hep... öfkem var benim inanılmaz bi öfkem kendime karşı barışmalıyım BENliğimle... BARIŞmalıyım...
Şarkılar
Şarkılar... Herşeye Rağmen (Nev) Karanlığı senin kadar iyi bilemem ama Güç veren şarkılardan...
kimi zaman hüzne beleyen, kimi zaman hop hop hoplatan...
şarkılar...
bilirler mi insanların üzerindeki etkilerini,
ruhları var mıdır şarkıların,
severler mi
acı çekerler mi
katıla katıla gülebilirler mi
ayrılığı anlatan bir şarkı, mutlu olabilir mi...
üf ne çok şey merak ediyorum,
masalları severim ya hani ben
masal kahramanı olsam kısa bir süre..
bir şarkı olsam aşkı anlatan
kendi aşkımı anlatsam namelerimle
cıks olmadı
sevmedim
benim aşkım tanımadığım yüzlercesinin dilinde...
bir çocuk şarkısı olsam mesela "mini mini bir kuş donmuştu..."
ve bir yandan da aşkımı yaşasam..
aşık bir çocuk şarkısı neler hisseder, neler yaşar
masal bu ya...
ve masal benim masalım ya
istediğim gibi devam ettirir ve sonlandırırım...
sevgilimle izlediğim bir film olsam ya da
hüzünlü bir aşk filmi olmalı ama bir yandan için için gülebilmeli..
üf tamam tamam yine saçmaladığımın farkındayım,
nerden nereye geldi oysa ben şu şarkıyı (bknz.aşağı)
sizlerle paylaşmak istemiştim..
Ve sevdiceğimle..
Duygularıma tercuman olan bu satırlar... (gülmüyorlar biliyorum)
Aydınlığı gördüğümden bazen emin değilim
Sessizliği senin kadar iyi bilemem ama
Bakışların neler söyler anlar gibiyim
Belki ne söylerim anlamazsın
Seni çok sevdiğimi hissedersin bilirim
Eğer koşmak sarılmak gelirse içinden
Bil ki ben de öylesine hasretim ama olsun
Herşeye rağmen herşye rağmen
Ayakta kalma savaşı bu engellere engellere rağmen
Herşeye rağmen herşeye rağmen
Varolma savaşı bu hayat bu engellere engellere rağmen
Kelimeler pes eder de isyanların yenilirse gerçeğe bir gün
Kendini yitik bir savaşçı gibi hisssedersen eğer
Kaç kez yıkılsak da kaç kez baştan başladık yolu yok
Dalıp dalıp da gitsen de kimbilir nerelere sessizce
Koca dağlar konuşmazsa ne farkeder
Durgun sular akmaz ama derindir bilirim
Sen kimbilir hangi kavşakta bir başına
Yüreğini al git kimseler olmazsa da yanında
Herşeye rağmen herşeye rağmen
Ayakta kalma savaşı...
Yüzünde mutluluk çizgileri görmek isterim endişe yerine
Sen gül ki güller açsın benim de gönlümde
Ah şu engeller engelleri yıkmak geliyor içimden
Boş sözlere gerek yok seni yanımda istiyorum
Herşeye rağmen herşeye rağmen
Ayakta kalma savaşı...
Angela'nın Külleri II (Umuda Doğru)
Birinci kitabın yanında oldukça sönük kalıyor Umuda Doğru, ama Angela'nın Küllerini okumuşken devamında bu kitabıda okumak gerek tabi.
Yayınevi :
Epsilon Yayınevi
Dizisi :
Çağdaş Dünya Edebiyatı
Yazarı :
Frank McCourt
Frank McCourt'un çocukluğunu anlatan Angela'nın Külleri dünyanın her yerinde büyük bir okuyucu kitlesi tarafından okundu ve çok sevildi. Büyük bir yoksulluğu anlattığı halde, McCourt'un kalemindeki sevecenlik ve ince mizah, satırların arasından sızan umutla birleşince, ortaya bir kurtuluş, bir başarı öyküsü çıkmıştı. Kitap birçok ödül aldı (Pulitzer Ödülü - Ulusal Kitap Kriterleri Çevresi Ödülü - Los Angeles Times Kitap Ödülü). Pek çok dilde defalarca basıldı.
Umuda Doğru işte bu öykünün devamı; Frankie'nin yoksul bir göçmenden pırıl pırıl bir öğretmene ve mükemmel bir yazara dönüştüğü Amerika serüvenini anlatıyor.
Frank, büyük çabalardan sonra on dokuz yaşında, New York'a gelmeyi başarır. Gemide tanıştığı bir papaz ona Biltmore Oteli'nde bir iş bulur. Otelde çalışırken, bu ''sınıfsız'' ülkedeki çarpıcı sınıflandırmayla tanışacaktır.
Askere alınıp Almanya'ya gönderilir. Orduda köpekleri eğitmeyi ve daktilo kullanmayı öğrenir. 1953'te Amerika'ya döndüğünde doklarda çalışmaya başlar. Amerika, Frankie'nin kamını doyurmuştur; ama yüreği hala hoşnut değildir. Çevresindeki tüm göçmenler, ülkelerindekine benzer yaşam biçimlerini benimser ve ısrarla başka bir şeyin imkansız olduğunu söylerken, onun hayellerinde okuyup eğitim görmek, Amerika'da Amerikalılar gibi yaşamak vardır. On dört yaşında okulu bıraktığı halde, kendini, New York Üniversitesi'ne kabul ettirmeyi başarır. Orada, uzun bacaklı, sarışın, su katılmadık bir Yankee'ye aşık olur ve hayallerini gerçeğe çevirmeye çalışır. Ancak dünyadaki yerini, öğretmenliğe -ve yazmaya- başladıktan sonra bulacaktır.
Umuda doğru, Frank McCourt'un Amerika'da yaşadıklarını, olağanüstü insancıl bir mizaha sararak büyüleyici bir dille anlattığı bir öykü.
Kitap "Angela'nın Külleri"'nin devamı niteliğindedir.
Angela'nın Külleri
Çok çok çok büyük keyif alarak okuduğum kitaplardan biridir "Angela'nın Külleri" Yeniden okuyasım geldi bu arada da sizlerle paylaşmak ve tavsiye etmek istedim.
Yayınevi :
Epsilon Yayınevi
Dizisi :
Çağdaş Dünya Edebiyatı
Yazarı :
Frank McCourt
"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım."
Ekonomik kriz sırasında, Amerika'ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn'de dünyaya gelen ve İrlanda'nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt'un anıları böyle başlıyor. Frank'ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela'nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank'ın hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda'yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür.
Nerdeyim
bilmiyorum... ne biliyorum? kendi kendime verdiğim sözler nereye gitti? yalan mıydı yalan mıydım yok muyum nerdeyim sonu gelmeyen sorular sormayı bırakacaktım kendime ne oldu? bilmiyorum... hani yetti gayri üzme artık kendini demiştim (kendime) peki nedir bu içimdeki sızı bilmiyorum... bilmediğim çok şey var elbet bildiğimi der ve üç noktayla bitiririm kelamımı Sonsuz MUTLULUK diye 1şey yok... Çiğdem Yüksel
Sevgi
Sevgi... Alıntıdır... Ne desen o değildir sevmek...
SEVGİYİ TARİF ETMEYE KALKSAM, SENİ ANLATIRDIM DÜNYAYA . .
Korkunun olduğu yerde aşk yoktur. Cesarettir sevmek. Düzenlere, oyunlara, kötülüklere meydan okumaktır. Sevmek; uzaklaşmaktır yalandan, bencilliği hiçe saymaktır. Bir başka açıdan da inanmaktır sevmek. Gerçekten inanmaktır, tümden inanmaktır. İnsan sevince; sevdiğine bütün varlığı ile teslim olmamışsa, yeteri derecede sevmemiş demektir. Ve ona kayıtsız şartsız inanmıyorsa, sevgiden bahsetmeye bile hakkı yoktur.
Kıskançlık; inancımızın bütünlüğü ölçüsünde besler aşkı. Şüpheyse öldürür. Şüphenin olduğu yerde inancın yeri olmaz. Sevgiden bahsedilemez orada. Kıskançlıksa; kutsal bir duadır, dudağında sevenlerin.
Sevmek; var olmaktır bir bakıma, derinden bakılınca yokluğa benzer. Sevmek bütünlenmektir. Çok seven eksildiğini zanneder, oysa artmaktır sevmek, çoğalmaktır. Çevrenin gözlerimizden silinmesi, önce bir eksilme hissi verir insana. Fakat o her şeyimizi varlığı ile doldurdukça arttığımızı anlarız. O bir tek kazanç, bütün kayıplarımıza bedeldir.
Bir an gelir; her şeyi onunla değerlendirmeye başlarız. O bugün mutluysa yaşamak güzeldir. Kabımıza sığmayız. Şarkılar söylemek gelir içimizden. O kederliyse, gözlerimizde herşey kederlidir artık. Bütün güzellikler bir bir yitirirler anlamlarını. O anlarda ölümü düşünür de, yine ölemeyiz kurtulamamak için.
Yanmaktır, tutuşmaktır sevmek ve yaşadıkça hiç sönmemektir. Dinle, sana sevmenin ne olmadığını söyleyeceğim önce. Ne olduğunu sonra anlayacaksın.
Dinle, sevmek alışveriş değildir. Geometri değildir, aritmetik değildir. En değerli şeydir belki, ama karşılığında hiçbir şey alınmaz. Karşılıksız bir çeke atılmış kuru bir imza değildir sevmek. İskambil kağıdı değildir, zar değildir, bir dilim değildir, hesap pusulası değildir sevmek.
Sevginin bedeli yine sevgiyle ödenir, altınla değil. Sevilmekse; sevmenin mükafatıdır ancak, karşılığı değil. Bir sevgiye eş bir başka sevgi olamaz. Çünkü her sevgi birbirinden büyüktür. Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız, yüksekliktir o. Sevgi; dudak değildir, göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf değildir. İçki değildir, içemezsiniz fakat herşeyden güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir. Okuyamazsınız kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz. İsteseniz de içinizden atamazsınız. Kan değildir, kesip damarınızı akıtamazsınız. Siz ağladıkca o güçlenir içinizde. Akmaz, gözyaşı değildir. Kuş değildir uçmaz, çiçek değildir koklanmaz. Bitmez çile değildir. Ne desen o değildir sevmek.
Sensiz olmaz...
Sensiz Olmaz Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım Niye seni böyle istiyorum diye bulamadım
Bülent Ortaçgil
Bu sabah yalnız uyandım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Tanıdık kokular yok
Sensiz olmaz
Kahvaltım anlamsızdı
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
İlk sigaram bile tatsızdı
Sensiz olmaz
Anlaşılan alışmışım
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Bir verdiysem iki almışım
Sensiz olmaz
Aşk bir dengesizlik işi
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Dengeye dönüşen bir sevgi
Sensiz olmaz
Yine kendi kendime sormadan duramadım
Yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Hep tekdüze, herşey dümdüz
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, huzursuz
Sensiz olmaz
Yine kendi kendime sormadan duramadım
Gece gelmiş, yatağım boş
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Sen uzaktasın, ben uzanmış
Sensiz olmaz
Anlamak çözmeye yetmez
Sensiz olmaz, sensiz olmaz
Biraz telaşlı, biraz huzursuz
Sensiz olmaz
Yine kendi kendime sormadan duramadım
<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>






